Yazılar

Ahmet Ada – Hep Seni Sevdim

Hep seni sevdim
Yaz kendini anlatırken yaprak yaprak
Günler ne çabuk akıp geçti sevgilim
Yüzyıllar geçti sanki aradan
Yollar yollar boyunca yan yana
Hangi yokuşu çıktıysam seninle
Kuşlar uçuştular saçlarından

Hep seni sevdim, silinmez izi
Sevimli şaşkınlıklarımın o yazdan

Kır kahveleri kuş sürüleri sonra
Konuşmadan oturduğumuz masa iskemle
Demli çay, demli çayın buğusu
O yaz daha mutluydu seninle

Senin mavi miydi ya kalbinin sesi
Bir saat gibi işlerken kendiliğinden
Yine buluştu gözlerimiz sevgiler üreten
O yaz seni ne çok sevdiğimi
Öğrendim bir akarsuyun sessizliğinden

Bulutlardan bulutlara çıkardım o yaz
Çiçekler suladım her günbatımı
Çocuklarla konuştum hüznü unutturan
Yalansız hilesiz sevdim seni
Çiçekler çocuklar ezgiler içinde

Ahmet Ada – Aşkı Bulurum

öpüşün karanfil kokardı aşkı bulurdum
işık hızını geçen bir uçakta aşkı
bulutlar tükenir kuşlar görünmezdi
yitip giderdi altımızda nice denizsiz kent
çelik gürültüleri arasında sayısız çiçek

mutlu ederdim seni kadınım olurdun

seninle ikimiz ilkyaz gibiydik
sevda avcumuzda tuttuğumuz gül yaprağıydı
uzayda bıraktığımız ayak iziydi
güzelim, hangi güç durduracaktı bizi
hangi güç ince parmaklarının hünerini

aşka izin yoktu, gün soldu kuşluk vakti
usul usul konuştuktu hani
aşkı savunanları düşen bir kenti savunur gibi
bütün sahici aşkları konuştuktu
leyla ile mecnun’u, elsa ile aragon’u
yani ikimizle yarının ölümsüz olduğunu

giyilmemiş çamaşırlar gibi kokardı aşkın
güzelim benim bir tanem
sırasında hazırdın onarmaya
işkencedeki insanın incinen onurunu
yaşadığımız günü, tutsaklığı, bugünü
buğular içinde yüzen geceyle gündüzü

ışıkları yalandı kederle akardı kent
ne kadar da güzeldi kışı, sisi, ayazı
güzelim benim, bir tanem, yanımda sen olunca
özlenirdin anlıyor musun
bir karanfile baka baka uçarılaşırdın
yitirmeden henüz aşkı, ilkyazı
saçların çiçek tozu, çam kokusu
sende düğümlenirdi bir uçumluk tadı çocukluğun

Ahmet Ada – Serçe

giydim ben de yalnızlık hırkasını
dilimde eski hüzzamlar
kulağımda ipek sesi unutulmuş hatmi çiçeğinin
kar mavisi kirpiklerinin sesi
bir güvercin curcunası olan yaz göğünün sesi
usulca çömelip yem arayan serçe sesi
uçtum o serçeyle
uçmasını bilen limon ağacının sesi
bir chagall resminin çocuksu sesi
uykusuz şairler korosunun güneşli sesi
sanayi sokağında hangarların orada
uçarı gölgelerin sesi
mozaikler arasından püsküren bir çiçeğin sesi
manastır avlusunda
bir sümer tabletinin kırık sesi
yaklaştım yanına gök sayfaları arasında
sırlar saklayan kapıların sesi
seviyorsan ben hala saçındaki leylak sesi

kökü ordadır diye sevdanın
bir bumerang gibi sana döndüm
voraşların burcu kalbine
yaşadım beter bir aşkı, öğrendim
kalp kalesinin ikiye bölündüğünü
dolunayların senin çocuk gözlerine dolduğunu
bunun şaşırtıcı bir şey olduğunu
solgun gelinciklere söyledim
ürgüp’te
develerin üstünde hatıra fotoğrafı çektiren seyyahlara
bakırcılar çarşısının esnafına
çömlek ustalarına
çuha çiçeklerine söyledim dere boyunda
bir tel uzadı ışıklı bir tel saçında
giydim aşk urbasını sana geldim

birdenbire yaz yağmuru başıboş caddelere
giyindim yağmuru sana geldim
kalbimde ipek-baharat yollarının sesi
üstelik vakit ikindi,
kalbe çıkan çınarların sesi
balkonların kuş vakti, vaktin sesi
seviyorsan beni hala pırıl pırıl sevdanın sesi
yağmur muydu yağan yoksa yıllar mı
kirli sarı bir şehir omuzlarımda
sokuldum kırık yazılara
yazıların veda sesi
kuş sayfaları arasında