Yazılar

Asım Bezirci Üzerine

Kaç gündür elimde Asım Bezirci’nin kitapları; bir yandan okuyor, bir yandan da notlarımı alıyorum. Hayatına dair her bilgi beni peşinde sürüklerken, diğer yandan son günlerindeki o alevli otel görüntüsü gözümün önüne geliyor… Ellerimi kitap sayfalarına attığım her an bir yumuşaklık hissediyorum… Ellerime küller yapışıyor sanki. Bir yazarın külleri ve bir yazarın düşünceleri, düşleri…

Yangın deyince Sivas aklımıza gelir. Temmuz sıcağında yanan aydın ve sanatçılar… Bunlardan biri de Asım Bezirci’dir. ‘Edebiyatın karıncası’ olarak adlandırılan Bezirci, daha çok eleştirmen ve araştırmacı kimliğiyle tanındı. 1928 yılında Erzincan’da demiryolu işçisi bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Asım Bezirci, ilkokulu Erzincan’da bitirdi ama 1939 depreminden dolayı ortaokulu orada okuyamadı. Erzurum’da yatılı okula giderek öğrenimine orada devam etmek zorunda kaldı. Bezirci, edebiyat serüvenine lise yıllarında başladı. Her insanın ileride neye yöneleceğine ilişkin ilk ipuçları, genellikle lise yıllarında ortaya çıkmaya başlar.

Bezirci’de de, her şeye eleştirel bakan ve eleştiren, ne olursa olsun onu olduğu gibi kabul etmeyen muhalif ve araştırmacı yanı, lise yıllarında öne çıkmaya başladı. Bu da onu edebiyat alanına daha da yakınlaştırdı ve okuma sevgisini büyüttü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girmesinin nedeni de buydu zaten.

Üniversite yıllarında, ülkemizin içinde bulunduğu siyasal durum, doğal olarak Bezirci’yi de etkilemişti. Dünyada yaşanan devrimlerin etkisi hissediliyor, sosyalist düşünce tartışılıyordu. Ülkemizdeki devrimcilerin neler yapması gerektiği üzerine tartışmaların yoğun olduğu bir süreçti bu. Bezirci ise Türkiye Sosyalist Partisi düşüncelerini benimsedi ve Gerçek Dergisi’nde o süreçte yazıları çıkmaya başladı. Bu yazıları nedeniyle de birçok soruşturmaya maruz kaldı ve daha sonra tutuklandı. Altı ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı.

Bezirciyi işsizlik tutsak almıştı bu kez de. Zar zor bir ilaç fabrikasında kendisine iş bulmuş ve orada çalışmaya başlamıştı. Yaşadığı ekonomik zorluklar, onun edebiyat tutkusunun önüne hiçbir zaman geçmedi. Her fırsatta yazdı, araştırdı ve okudu.

6-7 Eylül olayları nedeniyle hakkında bir soruşturma daha açıldı ve tekrar tutuklanıp beş ay daha hapishaneye atıldı.

1957 yıllarından sonra tamamen edebiyat alanına giren Bezirci, daha ciddi eleştiriler, denemeler yazmaya başladı. 1960’ta Dost Dergisi’nce ‘En beğenilen eleştirmen’; 1963’te Otağ Dergisi’nce ve 1968’de Yeni Dergi’ce ‘En beğenilen eleştirmen’ seçildi. Daha birçok yerde ödüller verildi Bezirci’ye.

Zamanla kendisi de edebiyat alanında üretimler vermeye başladı. Eleştirmen kimliği bu yıllarda ağır ağır kendini gösteriyordu. Bunun yanı sıra araştırmalarına da ağırlık veriyordu tabi ki. Bu yazıları çeşitli sol dergilerde yayımlandı.

Aydın biyografileri üzerinde çalıştı. Eski işyerinden ayrılıp edebiyata yoğunlaşan Bezirci, tekrar ekonomik sıkıntılar çekmeye başlayınca Unilever’de muhasebeci olarak çalışmaya başlayarak, iki işi birlikte yürüttü. Emekli oluncaya kadar da burada çalıştı.

1961’de eserleri çeşitli yayınevlerince yayımlanmaya başladı. Sadece eleştirmenliğiyle değil, üretkenliğiyle de kendisinden söz ettirdi ve eleştirmen-yazar olarak anılmaya başladı. Ülkemizdeki sol hareketler de bu süreçte ideolojik-politik netleşmelerini sağlamak için çaba sarfediyor; bu doğrultuda hem kendi içlerinde hem de birbirleriyle çok yoğun ve hararetli tartışmalar sürdürüyorlardı.

Bu süreçte güzel bir olanak doğuyor ve bunu iyi değerlendiriyor Bezirci. Sosyalist düşünce kendi yatağını ülkemizde yeni yeni yapıyor daha. Bezirci de bu süreçte Fikret Arel, Halis Acarı imzalarıyla, sonraları da kendi adıyla Yeni Ufuklar, Forum, Pazar postası, Yelken, Dost, Ataç (kendi çıkardığı), Yeni A, Gelecek, Dönem, Papirüs, May, Halkın Dostları, Soyut, Politika gibi gazete ve dergilerde yazılar yazıyor.

1979’da Türkiye Yazarlar Sendikası’na üye oldu ve aynı yıl yönetime seçildi. Bir yıl sonra da tüm dehşetiyle 12 Eylül geldi. Asım Bezirci, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Barış Derneği davalarında yargılanmaya başladı. Aynı zamanda çevirilerinden dolayı da başı dertteydi, A. Kadir’le birlikte çevirdiği ‘Sosyalist Gözle Sanat ve Toplum’ ile ‘On Şair, On Şiir’ adlı kitapları toplatıldı. Ülkemizde yazarların ve aydınların kaderi hep çetin bir patikada geçer. Kendi aydın tavrını sürdürmek için o patikadan geçmek zorundasındır. Asım Bezirci de bu dar, dikenli yolda yürüyordu.

Pir Sultan’ı araştırırken, onun dara çekildiği ilde kendisini de ateşin beklediğini bilmiyordu belki ama ülkemizin nasıl ve kimler tarafında yönetildiğini iyi biliyordu. Kaderinin Pir Sultan’la Sıvas’ta böylesine çakışacağı Asım Bezirci’nin aklına gelmiş miydi hiç, bilmiyoruz. Bezirci, Pir Sultan’ın yaşamını, kişiliğini, sanatını tüm yönleriyle araştırıp, üzerine tüm şiirlerini de yerleştirerek güzel bir eser ortaya çıkarmıştı.

Asım Bezirci, çok emek verdiği bir etkinliğe katılmak üzere 1993 Temmuz’unda Sivas’a geldiğinde Pir Sultan’ı daha iyi nasıl anlatırım, düşüncesini taşıyordu. Ancak ölüm orada kol geziyordu, hem de kalleşçesine, sinsice…

2 Temmuz’un o kavurucu sıcağına otuz beş aydının, yazarın, sanatçının külleri karışacak, Madımak’ın ateşi bir ülkenin yüreğini yakacaktı. Asım Bezirci ve onun kadar değerli aydınlarını yitirecekti bir ülke. Geriye tarifi imkansız bir acı kalacaktı yüreklerde…

Toplumlara ve Sanata Bakışı

Bezirci, eski ve yeni Türk Edebiyatı’na ilişkin araştırmalarının yanında, son yıllarda gelişmeye başlayan eleştiri anlayışının da öncülerinden oldu. Çeviri, eleştiri, derleme, araştırma ve deneme türündeki yapıtlarının sayısı kırkı aşmıştır.

Toplumların gelişimi ve bir toplumun yerini diğer topluma bırakmak zorunda olduğu gerçeğini Bezirci, gericilik ve ilericilik olarak nitelendirir:

‘Bölümlü toplumların tarihi şunu gösteriyor. Yükselen sınıfların ideolojisi genellikli devrimcidir, gerçekçi ve maddecidir. Fakat bu sınıflar iktidara geçip de toplumu kendi çıkarlarına göre düzenledikten sonra zamanla tutucu olurlar.

Biliyoruz: Kapitalist toplum çağımızda sonuncu aşamasını yaşıyor. Bu aşamaya ’emperyalizm’ yahut ‘can çekişen kapitalizm’ adı verilmektedir. Nitekim burjuvazi artık yükselen sınıf olmaktan çıkmış, bu sıfatı geleceğe aday olan işçi sınıfı almıştır. Dolaysıyla, burjuvazinin ideolojisi de zamanla değişmiş, tutucu ve giderek gerici boyutlar kazanmıştır.'( Sosyalizme Doğru sayfa: 14)

Kapitalizmin artık miadını doldurduğunun üstünde duruyor Bezirci. Sosyalist sistemin er yada geç dünyada hakim olacağına sonuna kadar inanıyor. Sanat anlayışına da bu düşünce yön veriyor.

Birçok aydının-yazarın dile getirmekten kaçındığı doğruları Asım Bezirci çekinmeden dile getirdi. Bugüne kadar ülkemize emek veren ve sosyalist düşüncelerinden dolayı tutuklanıp, sürgün edilen, ya da katledilen aydınların yaşamını araştırdı, yazdı ve hak ettikleri yere koydu. Edebiyatın ve edebiyatçının bir ülkenin geleceğinde, kültürünü geliştirip yaygınlaşmasında büyük rol üstlenmesi gerektiğini bildiği için özelikle bu konu üstünde durdu:

‘Edebiyat, gerçekliği estetiğin gereklerine göre yansıtmakla kalmaz, onu yorumlayıp değerlendirir, ona ilişkin bilgi de verir bize. Bu yüzden, her seferinde sanatsal değerler ile kültürel (bilgisel, siyasal, ahlaksal, düşünsel, eğitsel vb.) değerler yan yana, iç içe bulunur. Bunlardan yalnızca sanatsal olanlar üzerinde durup öbürlerini görmezden gelmek nesnelliğe aykırı, tek-boyutlu bir tutumdur. Oysa edebiyat tek değil, çok ‚Äìanlamlı, çok-işlevli, çok-yönlü, çok-katlı bir sanat koludur.’

Yıllardır süren, ‘sanat sanat içindir’ tartışmalarına o gün verdiği net bir cevaptı bu. Yaşama sınıfsal bakan Bezirci, edebiyata da öyle bakmak gerektiğini vurgulamıştır her daim:

‘(…) sınıflı toplumlarda, değerler de sınıfsaldır. Çeşitli sınıflara bağlı insanların ortak duyguları, düşünceleri, inançları, özlemleri, amaçları, dilekleri genellikle bu değerlerde belirir. Edebiyat da onları dile getirir’.(16-17)

Birçok konu hakkında yaptığı eleştirilerle ülke insanının sanata bakış açısını zenginleştirmiştir Bezirci. Edebiyat değerlendirmesi de oldukça anlamlıdır. Sosyalist edebiyata inanıyordu ve olayları-gelişmeleri birbirinden ayrı değerlendirmiyordu.

Tam tersi birbirini etkileyen, yaşamın gerçeklerinden kopuk, her zaman aynı kalan, birbiriyle uzlaşan değil bütün güçlerin birbiriyle çelişme ve çatışma içinde olduğunu belirtiyor. Aynı zamanda doğayı ve toplumu, insanın duygu ve düşüncesini imgesel ve dolaylı bir dille anlatırken, bunların yalnızca gerçeklerle sınırlanıp duygudan yoksun bırakılmasını da eleştiriyordu.

Sosyalist edebiyatın nasıl olması gerektiğini şu sözlerle ifade ediyor: ‘Bir avuç sömürücünün, baskıcının yanında değil, sömürülen, ezilen emekçi halk yığınlarının yanında yer alır…

Halka yapılan her çeşit zulmü, ezayı, haksızlığı savunmaya, saptırmaya, saklamaya değil, onları kaynakları ve sonuçlarıyla ortaya koymaya çalışır…

Gerçekliği, tarafsız bir gözlemci gibi edilgen bir tutumla aktarmaya değil, toplumu ileriye götüren güçlerin ve onların öncüsü olan işçi sınıfının devrimci dünya görüşüyle algılayıp dönüştürerek yansıtmaya yönelir.

Başlıca amacı güzel biçimler yaratmak ya da egemen çevrelerin keyfini okşamak olan sorumsuz bir eğlence aracı değil, halkın yaşamını, kurtuluş çabasını belirten ve destekleyen sorumlu, gönüllü (ama güdümlü değil) bir eylem türüdür.’ (Sosyalizme Doğru/ Sayfa: 50-51)

Aynı zamanda edebiyatı hiçbir zaman insani değerlerden kopuk ele almamak gerektiğini vurgular. Geçmişle geleceğin iyi kaynaşması, eskiyle yeniyi bütünleştirdikçe, halkın kültürel birikimi edebiyata yansıtılmış olunur ve zengin bir edebiyat örneği ortaya çıkar… Asım Bezirci proleter kültüre katkıları oldukça fazla olan bir yazarımız. Kendini halk kültürüne adamış ve onu zenginleştirmek için çabalamış. Bu çabası ne yazık ki geç fark edilen bir yazarımız.

Kitapları:

Çok Kapılı Oda (1961), Edip Cansever (1961), Günlerin Götürdüğü-Getirdiği (1962), Bilimden Yana (1963), Abdülhak Hamit ve Tarık Yahut Endülüs Fethi (1966), Okudukça (1967), Orhan Veli Kanık (1967), Ahmet Haşim (1967), Nurullah Ataç (1968), Dünden Bugüne Türk Şiiri (1968), Metin Eloğlu (1971), On Şair On Şiir (1971), Seçme Romanlar (R. Taner’le birlikte, 1973), İkinci Yeni Olayı (1974), Sabahattin Ali (1974), Nazım Hikmet ve Seçme Şiirleri (1975), Bilimden Yana Sosyalizme Doğru (1976), Halk ve Sosyalizm İçin Kültür ve Edebiyat (1979; genişletilmiş yeni basımı 1992), 1950 Sonrasında Hikayecilerimiz (1980), Seçme Hikayeler (R. Taner’le birlikte, 1981), Abdülhak Hamit (1983), Orhan Kemal (1984), Pir Sultan (1986), Halkımızın Diliyle Barış (1986), Şairlerimizin Diliyle Barış (1987), İnceleme ve Şiirlerle Türk-Yunan Dostluk ve Barışı (1987), Rıfat Ilgaz (1988), Deyimlerimizin Sözlüğü (1990), Oktay Akbal (1991).

Yazar ayrıca Ahmet Haşim, Nazım Hikmet, Orhan Veli, İlhami Bekir, Tevfik Fikret ve Cahit Sıtkı Tarancı’nın Bütün Şiirleri dizilerini hazırladı.

(Semih Gündüz)

Sennur Sezer – Asım Bezirci Üzerine

Asım Bezirci, 1927 yılında Erzincan’da doğmuştu, kirazlar çiçekteyken. Bir Demiryolu işçisinin oğluydu. Parasız yatılı lise yıllarını, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı’ndaki öğrenimi izledi. Fakülteyi bitirdiği yıl 1950. O yıl başladı Gerçek gazetesindeki fıkraları, araştırma yazıları ve çevirileri. Hakkındaki kovuşturmalar yüzünden aylarca tutuklu kaldı. Suçlanan yazı ve eylemlerinin hepsinden beraat etti. 1955 yılında Fikret Arıyel imzasıyla başladığı edebiyat yazılarını, daha sonra Halis Acarı adıyla sürdürdü. Eski ve yeni edebiyatımızın temel sorunlarına ilişkin araştırma ve değerlendirme yazılarında Asım Bezirci adını kullanışı 1960’tan sonradır. Yaşamını eğitim gördüğü dalda değil, hesap işlerini yaptığı şirketlerde çalışarak kazandı. 1953’te çalışmaya başladı. Döneminin önemli dergilerinde yazdı: Yeni Ufuklar, Pazar Postası, Yelken, Dost, Ataç, Yeni Dergi, Papürüs, May, Halkın Dostları, Gelecek, Soyut, Yeni a, Militan, Sanat Emeği. Dönem dergisinin ve Oluş Yayınevi’nin kurucuları arasındadır.
 

Eleştiri ve araştırmalarına getirdiği yöntemi, 1974’te yayımlanan Sabahattin Ali adlı çalışmasının biyografi bölümünden aktaralım: “1960’tan önce edebiyatımıza egemen bulunan Nurullah Ataç’ın öznel izlenimci eleştiri anlayışına nesnel/bilimsel anlayışla karşı çıktı. Bunun yanı sıra nesnel/bilimsel anlayışı sosyalist görüşle birleştirme yolunda da birtakım yöntem, kuram ve uygulama örnekleri verdi. Nesnel yazı ağır basan ama öznele de sırt çevirmeyen bir tutumla edebiyatımızın çeşitli dönemlerini, sorunlarını ve kişilerini kucaklayan denemeler, eleştiriler, incelemeler yayımladı.” İlk kitabı Çok Kapılı Oda 1961’de yayımlandı. Bunu Edip Cansever’le ilgili incelemesi izledi. 1962’de Hüseyin Cöntürk’le birlikte Günlerin Götürdüğü-Getirdiği, 1963’te Bilimden Yana yayımlandı. 1963 yılında Otağ dergisinin okurları onu “yaşayan eleştirmenlerin en beğenileni” seçtiler. Aynı sıfatı 1968’de Yeni Dergi’nin okurları arasında yaptığı soruşturmayla ikinci kez kazandı.

2 Temmuz 1993’te, Sıvas’ta Madımak Oteli’nde yakılarak öldürüldüğünde ardında araştırmalar, monografiler, seçkiler, yayına hazırlanmış Bütün Şiirleri Dizileri (Ahmet Haşim, Nazım Hikmet, Orhan Veli, İlhami Bekir, Tevfik Fikret, Cahit Sıtkı Tarancı), incelemeler, eleştirilerin yanı sıra, 17 çeviri bıraktı. Bir küçük kitaplık dolusu kitap. Ve bir ödül: 1989 Ferit Oğuz Bayır Ödülü (Rıfat Ilgaz monografisi). Bir de çalışma arkadaşı eş: Refika Bezirci (R. Taner).

Aynı yayınevinde 25 kitap
Her yazarın isteğidir, kitaplarının tek yayınevinden yayımlanması. Asım Bezirci’nin kitapları Evrensel Basım-Yayınca basılıyor uzun süredir. Bugün bunların sayısı 25’e ulaştı: “Bilimden Yana, Sosyalizme Doğru, Pir Sultan, Orhan Kemal, Orhan Veli, Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Nurullah Ataç, Nezihe Meriç, Edebiyat Bahçesinde, İkinci Yeni Olayı, Seçme Hikayeler, Seçme Romanlar, Halkımızın Diliyle Barış Şiirleri, Şairlerimizin Diliyle Barış, Temele Gül Dikenler, Güle Dil Verenler, Halk ve Sosyalizm İçin Kültür ve Edebiyat, Türk Yunan Dostluk Şiirleri, Sosyalizm ve Edebiyat (Anatoli Lunaçarski, Çeviren: Asım Bezirci), Sosyalist Açıdan Toplum, Sanat, Eleştiri (Georgi Plehanov, Çeviren: A. Bezirci), Demokrasi, Barış Sosyalizm (Jean Jaur?®s, Çeviren: A. Bezirci), Felsefe, Bilim ve Din (Maublanc-Cachin, Çeviren: A. Bezirci), Diderot (Andre Cresson, Çeviren: A. Bezirci), Halkın Ekmeği (Bertolt Brecht, Çevirenler: A. Kadir – A. Bezirci).

Bu liste onun tüm eserlerinin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Dikkatli bir okur, bu kitaplarda, onun yazarlık amacını sezecektir. Bu amaç şöyle özetlenebilir bence, edebiyatımızın dünü ve bugününü, kişileri, sorunlarını irdeleyip eleştirirken nesnel ve bilimsel olmak; bu nesnellik ve bilimselliğin Marksist temellerini ve gerekçesini öğretmek, aydınlanmanın temellerini öğretmek.

Asım Bezirci’nin edebiyata yaklaşım biçimi için en iginç ipucu, Lunaçarski’den çevirdiği Sosyalizm ve Edebiyat adlı kitapta bulunabilir. Lunaçarski, Marksçı eleştirmeni “yeterli bir kuramsal deneyimi olması yani her yapıta nesnelce, tarafsızca yaklaşmayı bilmesi ve onun toplumsal köklerini, toplumdaki yerini, belirli bir çağın toplumsal ilişkileriyle yakınlıklarını, hepsinden önce de zamanını ortaya çıkarması gerekir” diye tanımlar. Asım Bezirci’nin özellikle monografilerindeki, kılı kırk yaran titizliği; Bütün Şiirlerindeki her şiiri notlama çabası; eleştiri ve incelemelerinde matematiksel kesinliğe ulaşmaya çalışan “kanıt”ları düşünüldüğünde onun gerçek bir Marksçı eleştirmen olduğu açıktır.

Asım Bezirci’nin incelemelerine konu ettiği ozan ya da yazarların hepsinin toplumcu-gerçekçi olmadığı dikkatinizi çekmiştir. Örneğin Edip Cansever. Lunaçarski’nin şu saptaması, onun değişik dünya görüşlerinden yazarları eleştiri/inceleme odağına alışını açıklar: “Toplumbilimsel bir kuram, toplumun bilimi olduğundan, Marksçılık edebiyata değişik açılardan yaklaşabilir. Örneğin onda toplumun bir yansımasını görebilir. Bu yansıma; gerçekçi yapıtlarda bulunduğu gibi, gerçekçilikten çok uzak yapıtlarda da bulunabilir. Marksçılık sanat yapıtlarını belirli yaşam koşullarını az ya da çok gerçekçi bir tutumla yansıtmaları açısından inceleyip çözümler.”

İki Asım Bezirci
Asım Bezirci’yi kişi olarak tanıyanlar da, yazılarından tanıyanlar da onun kişiliğinin birbiriyle çelişmese de uyuşmaz gibi görünen iki yanı olduğunu sezmişlerdir. Bir yanda duyarlı, çabuk incinen, kimseyi incitmek istemeyen, neredeyse “müşfik” bir Asım Bezirci; öte yanda kesin yargılı, katı denilecek kadar ilkelerine bağlı, tartışmaktan, kalem kavgasından kaçmayan “kuralcı” Asım Bezirci. Bu iki tutumu, onu çok genç yaşta tanıyan biri olarak uzun süre çözemediğimi söylemeliyim. Şimdi Lunaçarski’nin kitabını okurken, Bezirci’nin de ne zaman yüreklendirici ve sabırlı, ne zaman katı, direngen ve kavgacı olduğunu hatırlamaya çalıştım. Şu iki ayrı tavrın önerilmesi yüzünden:”En iyi eleştirmen yazara coşkuyla, hayranlıkla yaklaşabilen ve hiç olmazsa, onun için kardeşçe bir iyi niyet beslediğini kanıtlayan kimsedir. Marksçı eleştirmenin öğretmenliği ancak şu yolda olabilir, olmalıdır: Yazarlara, özellikle genç yazarlara kapılacakları biçimsel yanlışları göstermek…””(…) Marksçı eleştirmenin taşıdığı dövüşken ruh, düşüncelerini keskince belirtmeye götürür onu. (…) Marksçı eleştirmen saf olmamalı, hatır gönül tanımamalı (tersi, kendisi için büyük bir günah olur) ve iyiliksever olmalıdır. Olumluyu ortaya çıkarmaktan ve onu bütün değeriyle okura bildirmekten sevinç duymalıdır. Yardıma koşmayı amaç edinmelidir: Yön vermeli, önden gitmelidir, şişirilmiş yalancı değerleri kolayca söndürüp yok eden eleştiriye emek vermeli, buna karşılık, eğlenmenin ya da aşağılanmanın yıldırımlı oklarıyla “muzır”ı mahvetmeye -ancak ender durumlarda- çaba harcamalıdır.”Asım Bezirci, Marksçılığı iyi özümsediği için mi gençlere yol gösterici ve sevecen davranıyor, eleştirmenlerle kalem kavgasından çekinmiyordu? Yoksa kişiliği, doğal olarak yan tutmadan sevecenliği de, ilkeleri, nesnelliği onu zorunlu kavgalara götürüyordu.. Bence ikisi de.Hele gençlerden söz ederken, “gül de güzeldir, karanfil de” deyişini, yazışını anımsayın bir. O, umut gördüğü hiçbir filizi, ezmekten yana değildi. (Bu satırların yazarının da bu sevecenlikten, yüreklendirmeden aldığı güçle, yazmayı sürdürdüğü bilinsin isterim.) Asım Bezirci ve şiir
Bezirci’nin kitaplarının listesine şöyle bir göz atıldığında bile onun şiire verdiği önem göze çarpar. Şiirimizdeki aşırı uçlar, içerikten çok biçime yönelişler onun tartışmalara yol açan eleştirilerine çekmiştir. Hemen herkes, İkinci Yeni Olayı adlı incelemesini anımsar.

Okuru eğitmek içinse hep seçkileri yeğlemiştir, ilk seçkisinin başlangıçtan bu yana kapsamlı bir seçki olduğunu anımsıyorum. Halk şiiri, divan şiiri, Cumhuriyet dönemi ve 1960’lar şiiri… Galiba May basmıştı. Öldürüldüğünde de, bir halk şiiri seçkisi basılmak üzereydi. Kuşkusuz, şiirin okumaya yatkınlığı arttırışının, sevilişinin payı vardı bu tavrında. Bir de, şiir üstüne, biçimcilik oyunu çok oynandığından, doğru ile eğitmeyi deniyordu. Asım Bezirci’nin bu konudaki bütün çabaları saygıdeğerdir, ancak “soran, düşündüren, değiştiren” bir ozan-yazar olan Bertolt Brecht ile ilgili çalışması hepsinden önemlidir. Halkın Ekmeği adlı bu çalışmada, şiirleri A. Kadir ve Asım Bezirci birlikte çevirmişler (yalnızca A. Kadir’in çevirdikleri de var) Brecht ile ilgili yazıları ise Bezirci seçmiş ve çevirmiştir. Jorge Amado, György Lukacs, Rene Wintzen Brecht’i tanıtan, açıklayan bu önemli bölümün yazarlarıdır.

Brecht, dünya görüşü ne olursa olsun, sıradan her emekçinin özlemlerini dile getirişiyle, sömürüsüz, savaşsız bir dünya özlemiyle, Bezirci’nin barış şiirleri seçkilerinin devamı gibidir: “Evler yakılmasın bir daha,/ bombardıman uçaklarını kimse bilmesin./ Dolsun geceler uykuyla. Cezasız olsun yaşamak/ Analar ağlamasın./ Öldürmesin insanlar insanları/ Versin kendini herkes bir işe./ Onur duysun herkes yaptığından./ Elde etsin gençler istediğini,/ yaşlılar da hoş görsün.”

Halkın Ekmeği, Asım Bezirci’nin sevdiği bir arkadaşıyla birlikte yaptığı bir çalışma değildir yalnızca. O, bildirisiyle, özeniyle Bezirci’nin ilkelerini yansıtır. Kitabın sonundaki bölümse onun çalışmalarının sonunda yaşadıklarının özeti gibidir: Aklanma (Beraat) Kararı. T.C. Sıkıyönetim Komutanlığı 3 No’lu Askeri Mahkemesi’nin 1983’te Halkın Ekmeği için verdiği aklanma kararı, Bezirci’nin kitapları, örgütlenme çalışmaları (Türkiye Yazarlar Sendikası, Barış Derneği) için yargılanmalarının özeti gibidir.

Asım Bezirci, çalışkan bir yazardı. Son yazısını 2 Temmuz 1993 günü saat 14.00’te yazdı. Madımak Oteli’nde. Bu yazı, otelde kuşatılan sanatçıların durumunu yetkililere duyurmak amacıyla düzenlenmiş bir bildiriydi. “Gelişen olaylar nedeniyle yetkililere ulaştırılamayan” bu metnin fotokopisine bakıyorum. Asım Bezirci’nin özenli yazısı, okurlarına, dostlarına imzaladığı kitaplardaki kadar serinkanlı. Anlatımı eleştirilerindeki tutarlı ve yan tutmaz tavırda:

“Pir Sultan Abdal Derneği’nin aldığı karar uyarınca Sivas’ta büyük halk şairi Pir Sultan Abdal’la ilgili bir sanat ve kültür etkinliği düzenlenmiştir. 1-4 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek bu etkinlik için ilgili ve yetkili makamlardan gerekli yasal izin alınmıştır. Bu etkinliğe ülkemizin ünlü, değerli sanatçıları ile uzman araştırmacı yazar ve bilimcileri çağrılmıştır. Etkinliğin ilk günü, önceden duyurulan program gereğince demokratik bir ortamda yasalara uygun biçimde gerçekleştirilmiştir. Sivas Valisi Sayın Ahmet Karabilgin de etkinliğe katılarak laikliğe, insan haklarına, inanma ve düşünme özgürlüğüne saygılı bir konuşma yapmıştır. Etkinliğin ikinci günü programın devamının uygulanması yasaları çiğneyen ve iki bin kadar olduğu tahmin edilen bir bağnazlar topluluğunca engellenmiştir.”

Asım Bezirci, kendisinin de aralarında olduğu 33 kişinin öldürülmesi, pek çok kişinin ruh ve beden yaralanmalarıyla sonuçlanan olayı nesnellikle tanımlar. Asım Bezirci’ye göre bu olay: “Cumhuriyet devrimlerine, laikliğe, demokrasiye, insan haklarına, düşünme ve inanma özgürlüğüne yönelmiş bir zorbalık eylemidir. (…) Sözü geçen örnekler etkin biçimde kırılmadıkça Cumhuriyetimizin, ülkemizin ve ulusumuzun geleceğini karartacaktır.” Ölümle burun burunayken, soğukkanlılıkla bildiri yazmak. Tüm yazım kurallarına dikkat ederek, harfleri titretmeden. Sonra bildiriyi bir daha okuyup, anlatımı güçlendirici ekler yapmak. Asım Bezirci’nin çalışma yöntemini, tavrını, titizliğini en iyi anlatacak örnek herhalde budur.

Kirazlar her bahar çiçeklenecek. Ve her bahar yeniden yayımlanacak kitapları Bezirci’nin. Dostları ve okurları, onun bütünlenememiş çalışmalarını merak edecekler. Onu özleyecekler, kitaplarını okurken.

(Sennur Sezer, Cumhuriyet Kitap, 8 Haziran 2000)