Yazılar

Cahit Külebi – Sevda Bahçesi

Bir gül mahzun durur bahçede
Yaprakları yorgun.
Sen pembe güllerin en pembesi!
Hasta solgun.

Bir gül taze durur bahçede
Yaprakları diri.
Sen beyaz güllerin en beyazı
Sabahlar kadar iri.

Bir gül baygın durur bahçede
Yaprakları serin.
Sen sarı güllerin en sarısı
Yağmur gibisin.

Pembe gül hülyandır açılmış,
Beyaz gül yanakların,
Sarı gül dağınık saçlarındır,
Ve mahzun kalbim ateş gibi
Yanan dudaklarındır.

Cahit Külebi – Kadınlar Ülkeler Denizler

Gözlerin gözlerime değince
Su katılıyor rakıya,
Denizler açılıyor önümde.

Üç çeşit deniz var bildiğim.
Birincisi sütliman deniz.
İlkgünün özenle okşadığı,
Gökyüzüyle kaynaşan deniz.

İkincisi dalgalı oynak,
Bir kedi gibi önce sokularak
Sonra tozu dumana katan deniz.
Balıklara beşik sallayan deniz.

Üçüncüsü volkansı dağlar…
Tüfek namlusundan menevişli,
Baştan başa gövdesi köpek dişli,
Kendi kendine savaşan deniz.
Anadolu dağları gibi kıraç,
Kış ortasında kurtlar gibi aç
Karanlığa uluyan deniz.

Senin gözlerinde öyle uzak,
Üç türlü denizde balkıyarak
Bütün yaşamımı alıp gitti.
Türküler yitirdim dağlarda.
Çiğdemleri rüzgar okşar ya,
Sarkar ya söğütler ırmağa
Rakıya su katılır gibi
Gözlerin başlar yansımaya.

Gözlerin gözlerime değince
Su katılıyor rakıya,
Ülkeler de kadınlara benziyor,
Başlıyor yansımaya.

İşte güvercin kemikli kız!
Koca Fransa, Akdeniz…
Ve Almanya ki lahana, tütün,
Sokakları kan kokarken bir gün
Gençliğimi orda bırakıp geldim.
Oysa, balık gibiydi Urzula rayh
Bir sarı çiğdem gibi severdim.

İşte Leningrad aylar boyunca
Almanlara karşı koyunca
Ya ölüm ya özgürlük diyerek
Süpürge tohumu ve fare yiyerek
Yiğitliği de ölümü de tatmış.
Ne var ki yaradan yine de kızlarını
Biraz burnu kalkık yaratmış.

İşte İtalya! Onlarınki de can,
Kara saç, etli dudak, sıcak kan.
Kadınlar gergin yelken gibi
Türkülerinde ırmaklar akan.

Gözlerin gözlerime değince
Su katılıyor rakıya.
Denizler, ülkeler, kadınlar
Hepsi de benziyor birbirine
Ve boydan boya masmavi
Dünya açılıyor önüme.

Cahit Külebi – Tabanca

Bir nagant tabancam olsa benim
İnce bilekli yar!
Dünyaya eyvallah etmem
Altın yürekli yar!

Çocuksun gülüp söylersin,
Uçan kuşlara benzersin,
Ben ölürsem eğer neylersin
Telli duvaklı yar?

Cahit Külebi – İstanbul

Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Niksar’da evimizdeyken
Küçük bir serçe kadar hürdüm.

Sonra alem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Sonra alem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Mevsimler ne çabuk geçiverdi
Unutmak, unutmak, unutmak.

Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti.
Yine kamyonlar kavun taşır
Fakat içimde şarkı bitti.

Cahit Külebi – Hikaye

Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!

Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz,

Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz !

Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkiyalar basardı.
Ben bu yüzden yanlızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!

Benim doğduğum köylerde
Şimal rüzğarları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!

Benim doğduğum köylerde
İnsanlar gülmesini bilmezdi
Ben bu yüzden naçar kaldım
Güldür biraz!

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi
Sen de anlat doğduğun yerleri
Anlat biraz!

Cahit Külebi – Zerdali Ağacı

Havalar güzel gidiyor
Sen de çiçek açtın erkenden
Küçük zerdali ağacım,
Aklın ermeden.

Bak kurt gibi kalın yapılı
Görmüş geçirmiş ağaçlara
Küçük zerdali ağacım,
Pişman olursun sonra.

Şimdi okşar da hafif hafif
Bir gün yerden yere çalar rüzgar
Küçük zerdali ağacım,
Bakma güzel gitsin havalar.

Sallansın dalların çocuklar gibi
Bakma güneş ısıtsın varsın
Küçük zerdali ağacım,
Sonra donarsın.

Zemheride bahar mı olur
Akşamları seyret anlarsın
Sakın erkenden çiçek açma
Küçük zerdali ağacım.

Cahit Külebi – Gizli Sevda

Senin gözlerinden öyle acı
Bir ışık geçer ki bazan…
Melek mi, şeytan mı belli olmaz
Bakar pusularda uzaktan.

Senin ellerin öyle narin
Bulutlar gibi yüzsün varsın.
Takip penceni yüreğime
Baştan başa yırtarsın.

Masallarda iki tel birbirine
Sürtülürse yardıma devler koşar.
Senin saçların öyle gür ki
Rüzgar esse kıyamet kopar.

Alıp başımı delicesine
Koşmak isterim nere olursa olsun.
Tutarsın devler gibi yolumu,
Ne yana koşsam durdurursun.

Cahit Külebi – Bilinmeyen

O ki bardağa dökülen seraptır
(Bal yoğunluğundadır, sıcaktır, ışıktır)

O ki sabah erken bir bahçedir
(Çayır kokusudur, serinliktir, muttur)

O ki esen yeldir kar erirken
(Çiğdemdir, ağaç çiçeğidir, okşayıştır)

O ki içilen sudur kana kana
(Özlemdir, doymayıştır, kardeştir)

O ki bir yüce ırmaktır akar
(Ürküntüdür, baş dönmesidir, gidiştir)

O ki maviliği belirsiz denizdir
(Buğulanmadır, düştür, sevmekte ölümdür)

O ki bir ince kızdır ak tenli
(Yaşamdır, umuttur, gözyaşıdır)

Cahit Külebi – Dost

Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın
Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun kanatlarımız
Dokunarak uçalım.

İnsanlardan buz gibi soğudum,
İşte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın.

Cahit Külebi – Gözleri Özgürlüğün

her gün karanfil kokmazdı
her bulut taşımazdı yağmur.
dalgalar düşmandı gözlerine,
gözleri nar çiçeği…

güneşi sağardık her bağbozumu
yön yitiren tarla kuşlarıydı gülen.
eski çerçeveli fotoğraflardan.

çocuklar çığlıklarla doğardı
çocuklar su.
çocuklar dalgaları taşırdı okyanuslardan
ve kuş üzümlerini
babil’in asma bahçelerinden…

yük katarları geçiyordu
tutsak kadınlar dolu vagonlarda.
yük katarları, mevsimler gibi hızlı…
geçiyordu.

açmaz mıydı menekşeler yeniden?
kumsala yazılı aşklar siliniyordu.
kilimler dokuyordu güz yaprağı
kaç kez sebil etmişti geceyi kül rengi akşamlardan
dudakları silinmişti yine de
dudakları fırtınalardan.

kim yazardı tarihini ölümsüz sevilerin
elleri olmasaydı.
elleri baş kaldıran…

her gün karanfil kokmazdı
her bulut taşımazdı yağmur.
dalgalar düşmandı gözlerine,
gözleri nar çiçeği.

yük katarları geçiyordu.
posta trenleri, ekspresler
kampanalar çalıyordu giz mavisi istasyonlarda
posta trenleri yorgundu taşımaktan gözlerini.

ne çok gözleri vardı özgürlüğün
dalgaların silemediği…

Cahit Külebi – Kadınlar

neden kadınlar böyle sıcak?
neden kadınlar böyle taze?
yaz gelince basma giyerler
sade

ben yine çocukları severim
bütün kadınlardan ziyade

Cahit Külebi – Kayıp Sevda

Bir yandan türkü söyler
Bir yandan yürür ağlayarak,
Sevdası rüzgar gibi iter
Dere boyunca yalınayak.

Nilüferler gibi solgun Ophelia !
Yanaklarına yapışır saçları.
Açılır etekleri suyun yüzünde,
Seyrederdi söğüt ağaçları.

İnsan kalbi o zamanlar da vardı
Daha küçüktü, daha kırmızıydı ama şimdikinden
Kopardılar kalbini Ophelia’ nın
Nilüferler gibi sarardı.

Şimdi de kızlar sokaklarda,
Minnacık eller, ayaklar, saçlar.
Ama nerde onlar, nerde Ophelia
Nerde evvel zaman içindeki aşklar.

Sevdamız kayboldu zamanlarda
Dişi ceylanla erkek ceylan
Ayrı yönlere koşar gider
Bir sevişmek kaldı romanlarda.

Cahit Külebi – Hasret

Şimdi tarlalarda güneş vardır,
Karlar donmuştur otların uçlarında,
Artık akşamları dinlenemem
Başım avuçlarımda.

İçi korku dolu kış gecesi
Hiç yatağın yok mu sıcak!
Dağları dolduran kır çiçeği
Hangi rüzgarlar seni koklayacak!

Saçlarımı kesip rüzgara atacağım!
Ta ki haber götürsün bir gün sana!
İçimde bir şeytan var diyor ki:
Aklına ne gelirse yapsana.

Ben bu şiiri yazdım atlı talimde
Bulunduğum şehir İstanbul’du,
Ağır ağır kar yağıyordu,
Atımın yelesi bulut renginde

Cahit Külebi – Sevda Peşinde

kimsenin başına gelmemiştir
benim başıma gelenler.
hangi günüm sevinçli geçti?

elbette tadı var bu alemin
ağaçların çiçekleri var,
kadınların sıcak dudakları,
bin bir türlü hali var denizlerin.

evimdeyken bu saatte ben
çarşıya ekmek almaya giderdim,
şehirli bir kadın gibi kokardı
evlerin bahçeleri akşam serinliğinde.

vaktiyle izmir’e gitmiştim
ömrümde ilk defa
aşıklık yüzünden.
şehre girerken ışıklar uçuşuyor
rüzgar okşuyordu saçımı tren penceresinde,
kalbim bir bayrak gibi çırpınıyordu.

o gün bugündür başıma gelenler
kimsenin başına gelmemiştir
ekmek peşinde.
geçmişten söz etmek neye yarar.

işte şu anda naçar kaldım
koca bir şehrin ortasında.
karanlık caddeler uzayıp gidiyor,
kar yağıyor ışıkların üstüne
bir kadın çorabını çekiyor.
çok sallanma küçük hanım,
gönlüm gitmez peşinden
birisi var yolumu bekler.
ömrüm günüm yanlız geçiyor
bir tek sevda peşinde.

Cahit Külebi – Deniz Boyunca

seninle el ele deniz boyunca
tasalardan uzak
bir çift yıldız gibi kayıp gecede
küçüle küçüle uzaklaşarak
türküler çağırsak.saçlarımız rüzgarda, yalınayak-
larımızı dalgalar
küçük kediler gibi okşayarak
bizi uzak dağlara taşısalar
el ele günahkar.

bir dağ başında iki duman tüter
tanrımıza karşı.
biri küçük, biri yangından beter.
garibiz, naçarız, gözlerimiz yaşlı
tanrım bizi kurtar!