Yazılar

Gülseli İnal – Bense Uzatmışım Saçlarımı Koyu Bir Irmak İçin

İnce sızılar duyarım günle gecenin birleştiği yerde
yavaş yavaş solan bir çiçeğin solgun ışığı yansımıştır yüzüme
oysa gün parlak gökyüzü kızıldır henüz
yalnızlıklardan sıyrılıp bir iki yıldız
yıldızlardan aldığım bir gülüştür benimki
takındığım dudağımın ucundaki
derin bir dağ kovuğunda otururum
sonra bir kartalla senlibenli
birazdan gün solacak sessizlik
takınacak kendi sessizliğini
istek başlayacak denizden
bir martının mavi sayrıl uçuşundan
bir iki beyaz martı geçecek
şölen mi başlayacak ne
kırmızıyla yeşilin tutuştuğu yerde
altın sağraktan akan suyun sessiz görünüşü gibi

yeter diyor morluk
sır verdim dağlara ben
sır verdiklerim içinde
takındığım gülüşüm de var.
Nedir bu beni saran sonsuz kıyılar
uğuldayan ormanlar denizin durmadan yükseldiği kumsal
dalgaların bölündüğü kıyı
arayışlarla başlayan gece küskün biten sabah
nedir nedir beni saran hüzün
gökyüzünden topraktan ve sudan
hiç durmadan fışkıran akşam
bense
uzatmıştım saçlarımı
koyu bir ırmak için
bense
önümdeki yeşil başlı ağaçların eğildiği
yüzümü yıkadığım o eski sunak
önümden akıp geçen bir kara yelkenli
saçlarım ise günışığından arta kalan
bir yele gibi önüne katmış da ışığı
güpegündüz bir gülün boyatışını
bekleyebilirim sonsuza dek
bekleyebilirim yeni doğan bir sabah sevisini
kollarımdan geçen ırmak
başımı yasladığım yeşil ay
kurallarım var hiç bir doğaya uymayan
şaşırmalarımda hiç durmadan gökyüzüne bir gül boy atar.

Gülseli İnal – Ey Gözleri Düşrengi

Ne söylersen onu yapıyorum elimde değil verdiğin güle
dokunmamak
gözlerin neredeyse bedenim orada oluşuyor yeniden
rüzgarların eğilip kulağıma fısıldadıkları oluyor söylediklerin
dilim tutuluyor sanki buruk bir yemiş tatmışçasına
sessiz bir başına yokolarak yeniden yaşıyorum yanında
hiçliğin tadına bakıyorum
varlığını biraz biraz duydukça
bedenim bedenine kapanıyor yavaşça
sırtında büyük sırmalı bir harmaniyle karşılıyorsun beni

bir bulut gelir hani kanatları yağmur rengidir
uzun yol yorgunudur sonra başka türlü
bir yüzdür gökyüzü
onu yaşıyorum yanında
kış sabahının açmış tüm çiçekleri elinde
elimde değil senin yanında ırmakların sesini dinlememek
birden bire allak bullak oluyorum gelişinle
kollarımdan uç veren zeytin dalları
ipek bir sedire yatırıyorum duygularımı
seni ey yağmur kaçkını
sabah yeli tadı
sen güneşin ışıkdamlası ayışığı dansı
sen geceyarısı beyazı
kasırgada deniz denli tutkunu olduğum sen
yemişlerin zehir tadı
evrenim tuzum dağyelim
yaşamım
ve yanıbaşımda soluk alıp veren deniz gibi sen.

Gülseli İnal – Sevgili

belirsiz bir soluk alıp verişin var
duyuyorum uzaklardan
artık o soluklarda tüm yıldızlardan
şu gökkayalarından koparılmış taş
yoksa otların arasında çırpınan şu
incecik gelincik
gelip giden kırmızısıyla çarpan yüreğim mi benim
yerinde oynatılmış eski yıldızlar
eski mabetlerin gökyüzü gölgesi
gel gör ki o ulu yalnızlık
ellerimle koparıp verdiğim bir şey bu
bırakılmış artık yılanların uğrağı
çaylakların sesini duyduğumuz mabede
birlikte oturup sunarken yakarımızı
neydi o
yüreğinde karmakarışık bir gülü tutuşun

ellerimi uzatsam
bedenin deniz ormanlarının çiçekleriyle kaplı
içimde bir geçit hiç durmadan kapılarını açıp kapıyor sana

bir bakışın bir gülüşün
bir dağ başında oturur gibi oturuşun
sonra leylak kokan bir deniz aramızda yine
ilk kez dolaşıyorsun bu benim açtığım mağarayı tek başına
adımlıyorsun toprağı bir boydan bir boya
bırakıyorum içimin rüzgarlarını, yelkenlerini
sürülsün diye senin iç denizlerine
yeşillerini takmış da başına
tuhaf bir tutsaklık sarıyor beni
düşündükçe ateş gülleri ateş gülleri
senden bana geçen dudağıma konan bir kızıllığı takıyorum şimdi

işte öyle herhangi biri gibi
yürüyüp gelsen bana
dar sokaklardan kulelerden mabetlerden
dikenli tarlalardan oyulmuş yıldızlardan geçsen
ulaşmak menekşe oymak için birbirimize
kolları erik tadı ey sevgili
yürüyüp geçsen düşlerimin üstünden
ışınlarından arta kalan tek bir ışın yetiyor da artıyor bile
beynimde oluşmuş o korkunç görüntüleri silmeye

ezik bir gül bahçesi üstündesin korkma
ses yok esin yok nefes yok senden
sıcaklığın besliyor kutupların beyaz kuşlarını
boşlukta oturuyorum kolumda yaralı bir çaylak
şöyle salınıp gelsen diyorum
ağzında mevsim çiçekleri ve benim tutsaklığımla
yolup yolup da attığım duygu külleriyle
lanetlinin biriyim bakma bana kolumda çaylakla
inan sana vermek için o yeşilliği
inan ki sevgili tutkunu olduğum sen
bir ırmak akıyor bedeninde gizli gizli
yaşamdır beni böyle yapan ya da sen
yıllardır beklediğim sevgili
ey acımasız ey soğuk güneşim
ey yıldızların fırlatıp attığı bu bataklıkta
menekşelerle boşu boşuna geçen zaman.