Yazılar

Hasan İzzettin Dinamo – İnsanın Kahpesi

İnsanın kahpesi,
Ne arslana, ne kaplana benzer.
İnsanoğlunun kahpesi,
İlk bakışta sana bana benzer

İnsanoğlunun kahpesi,
Arslandan, kaplandan yırtıcı.
İnsanoğlunun kahpesi,
Her yanda haklı, her işte haklı,
Hem de gürültücü, patırtıcı.

Onca sıfırdır
Doğanın her güzel yarattığı,
Ya da sanatçının her güzel dediği,
Dana beynini beğenmez
İnsan beynidir yediği.

Sabrımızı yer kıtır kıtır
çerez yerine.
Cellattan bile daha kaygusuzdur
Namuslu insanın üzüntülerine…

Hasan İzzettin Dinamo – Halkım

Türkiyeli’m, türküm, benim garip halkım,
Her zaman görmek istedim seni
mutlular
mutlusu,
Bu dünya güzeli yurdumda
Sıra dağlar gibi felaketler

Ulusun döktüğü gözyaşının
Ağusu mermeri deler de geçer.
Kanlar geçer damar damar mermerden,
O, isterse canlanıp yürür mermer.

Meyhanelerde içen şairlerin
Elbette, saygıya değer tasaları.
Söyle, yalnızlıklarından başka hangi gölgenin
Ağırlığı altında çatırdar masaları?

Talihsiz sanatçıları memleketimin
Halkımın türküsünden uzakta
içtikçe içerler.
Sonra, birkaç münzevi okuyucunun
ölümsüzlüğünde
öbür yana göçerler.

Kına beni, arkadaşım kına:
Yalnız, şunu bil ki rahattır içim,
Ellerim bulaşmadıkça ihanete,
Ellerim batmadıkça kana.

Kırk yıl geçtiğim yolları
İncileriyle süsledim gözyaşlarımın,
Gelip geçmesi için ulustaşlarımın,
Bağışlarım da beni bilmeyerek
bıçaklayan insanımı,
Bağışlarım bilmeyerek alsa da canımı
Suratıma bilerek tükürene beslerim kin.
Dikilir durur ortasında tanyerinin
Şair nöbettedir insanlar uyusun
Şiir nöbettedir insanlar uyusun,
Bu topsuz, tüfeksiz nöbetçinin
Gölgesinde korkusuz canlar uyusun.

Ne güzel ölümsüzlüğü
halkların,
halkların.
Sonra, onların göğüslerinde yatan
Mutluluk düşlü şarkıların.

Oturur bir yanda şairler
Uzatıp başını sözcüklerin aralığından
Söyler içinin zifir gibi karanlığından
Leyla’yı, Şirin’i güldüren türküler.
Halksa, öbür yanda döker gözyaşı,
Yatar acıdan ısırır
toprağı, taşı.

Sözcük sultanları
gönüllerinin harem dairesinde
unutur giderler
ulusçul kayguyu, telaşı.

Güzel halkım,
Senden bir tek alkış beklemeden
Salt senin için ağladı durdu kırk yıl
binlerce şarkım.

Bitirdim nice dert okulunu,
Yalnız, şununla öğünebilirim
Birgün işçime ihanet etmedim
Birgün ihanet etmedim insana.
Bin bir yerinden vurulmuş yüreğimi
Ah, anlatabilsem bir gün sana.
sana kurdukça pusu
Ağulu dizelerle dolup taştı şarkım.

Hasan İzzettin Dinamo – Yetmiş İkinci Sonnet

Sen bir dişisin, doğa gibi güçlü bir dişi
Ne güzel okşar insanı ekmek dağıtan ellerin.
Pembe gül yaprağı tırnakların, apak fildişi
Parmakların altında soluk alır sevinç derin derin.

Ardında günlük yemek kokusunu, çay fincanlarının
Yeni tanımış bir durumun var eski bir düşü.
Yeşil çimenlerinde uzanmak için aşk anlarının
İster bir kez daha şiirle gerçeğin dövüşü.

Duyarım seni kovaladığım teke kokusunun
Her gün Pan gibi hırsla meşe ormanında
Aşk çağlar etlerinin gümüş dumanında…

Bir gölgelik kır çiçeklerinin beneklediği
Kalbimin küt küt atarak seni beklediği
Bu yerlere kaçarak gel bir akşamüstü olsun.