Yazılar

Oktay Taftalı – Sivil Aşk Yoktur

Bu kentte senin yaşadığını bilmedim
ne temizlikçi kadın söz etti, ne bekar odam
böyle giderse de bilmeyeceğim
ne zeytin bahçesi gördüm burada
ne doğru bir hüzün ne sahici bir yalan
ben bu kenti terk edeceğim
çok acı olacak hava
belki yine sis ve duman
belki de veba
ölümüne olacak bu işler
alçakgönüllü şairlerin ağzında deli bir gül gibi patlayacak
bir avuç kan
kan akacak kanallardan
ben gidince
ellerindeki yaraların izlerini silemeyeceğim
rüzgar kokusu yitecek saçlarında kıran
camlara vereceksin kendini
ben bilemeyeceğim
sivil aşk yoktur diyeceksin
hep terör hep kavga
hep yağma ile geçti ömrüm
en son bu kentte aşk şiiri denedim
baktım hala utanıyorum

bu kentte senin yaşadığını bilmedim yıllarca
şimdi geçti mi zaman
şimdi yine “bahar yorgunluğu”
yine sis ve duman

Oktay Taftalı – Senlerle Söyleşi

her gün burada kapılar
sessiz harflerle kapanır
soluk almaz yürekler
karanlık gök ağırlığı olur
o çocuklar yetim
bu kadın dul
sokaklar yağmur yağmur gençliğim
sevgiye yangınız
benim belalı kentim İstanbul
ayrılığımız
ayrılığımız
ayrılığımız

bu beni doğrulayan en yasadışı yol

eşlik etmek zor sanırım gelemezsin
gönderirsen ama elyazısı bir gülücük
severim yeniden, yaşantımız öylesine kor
severim yeniden, dur, radyo tiyatroları susar
alamazlar elimden yorgunluğumu, duyma bunları
bilmemiş ol

ya da kimi zaman isyanlar girer koluma
burada isyanın doğulu adı
yani onur
ötede sevgi ve sen
ve bu dünyada deli gibi ben varım
azaltma beni n’olur
doğal hukuk gibi kutsaldır gözyaşlarım
resimlerin…
(hem şimdi pazar
gitmeliyim
anamın fileleri ağırdır, ayakları sayrı)
resimlerine türkçe öğrettim
renkleri beyaz bir öpüşle bitecek
ilk sevgiden beri biz
sürekli insan doğduk
ama onlar ilk kez
insan gibi ölecek
severim yeniden, beni sor
dünyanın doğusunda diyecekler
orada yazılır coşkularımın tarihi, görülmedik özlemlerim
uzun etme artık anlaman gerek
düğüm düğüm gırtlağım, sevgime atbaşı ölüm
ve o ölüme en derin mapustur
bu aykırı gözlerim

Oktay Taftalı – Bir Yanımız Öfke ve Deniz

belki kimseye bildiremedik
ulaşmadı haberimiz yerine
oysa bu denizlerden karşı kıyılara ne çok yineledik
“utanmak biraz insan olmaktır aslında”
biz getirmedik bilim ve tanrı egemenliğini
sömürgeleri biz keşfetmedik
günaha ilişkin değil kimliğimiz, günah belki bu çağdadır
ve avuç içimizdeki yara ondan intikam almaya yetmez
ansızın havaya düşer yorgunluğumuz
dağ geyikleri üzerine bir söylence olur

kimse görmek istemez bizi akşamları
çünkü inanca göre biz
akşamı bacak aramıza gerer, alkolle inceltiriz
ve inanırız daima
utanmak biraz insan olmaktır aslında

ihtilallerin riyasını düşünürüz
ve isyanı kutsarız çokuluslu ölümlere soyunarak
küçük yaşlardan beri biliriz
bir yanımız öfke ve deniz bir yanımız palandöken doruğu
ateş, toprak ve su gibi
aziz olmayı denemeliyiz
uygun zaman: gençlik olabilir
mekan: kuşkusuz ortadoğu
ve insan görünmeyen bir kuytuda ansızın
utanmak biraz insan olmaktır aslında
sonra ceketimiz bir uzun rüzgar yüklenir
ve ayaz kokar ellerimiz
yıllarca haber alınamaz bizden
postamız gecikir
gecikir postamız diye
cinnet getiririz güvercin katillerine
oysa zaman bize eşlik etmek zorundadır
geçmek zorundadır o
uçmalıdır haberimiz, bildirilmelidir yerine
“günah belki bu çağdadır ve biz utanırız
çünkü utanmak, biraz insan olmaktır aslında”