Yazılar

Ozan Telli – Aşka Amin

serilmiş gözlerine çiy düşmüş çimenler
şiir dökülüyor eteklerinden
kokun ilkbahar
narçiçeği gibi çılgın açmış elvan dudağı
seherin
gökte kırlangıç düğünü
sazlıkların sonsuz senfonisi yerde
sabırsız toprakta tohum dalda tomurcuk
içimdeki coşkulu çocuk
koşuyor kırda
belli ki sevda iklimidir iklim
fikrim çelinmiş
başımdan gitmiştir aklım
deliyim
ne denli ulusun sen
ne denli uysal
çözülür sesinle düğüm
su durulur
sarılır gül yaprağıyla yaram
erince erilir
barışır yıldızım yıldızlarla
sis lambam deniz fenerim
şaşkına dönerim
kervankıran’a kanarım
yiterim yitikler ülkesinde sen olmasan
olmasa selamın sabahın
akşamlara haps’olurum
süzülür hüznüm gecelerden
kıvranırım acılardan
selviler gibi içlenirim
yel değdikçe dalıma
seni tanımadan önce
siyah beyazdı düşlerim
hep tersine giderdi işlerim
tekerim taşa değerdi
erken batardı gün
geç doğardı
alanlar ıssız
sokaklar sağırdı
duyuramazdım sesimi
oysa şimdi
kuş cıvıltısı dalımda
memleket türküsü dilimde
ve seni düşündüğümde
sıyrılıyor ay buluttan
yaşama sevinci ve umuttan
alıyorum payımı
yeni bir şarkıya başlıyorum sonra
ey sevgili seninle
tükeniyoruz şiire
budur çünkü en büyük din
aşka amin
şaraba şükür
yaşayıp gidiyoruz işte.

Ozan Telli – Güney Geceleri

Serer sarı saçlarını
salkımsöğüt serin suya
su seviyle kucak açar
ilk akşamdan doğan aya

gönlüme gökbeşik olur
sonsuzluğa kuşak olur
samanyolu boydan boya

kadifeden gece gümüş
börtü böcek ninni okur
evrnece bir duygu ve düş
gökgergefte yıldız dokur

sırılsıklam salkım saçak
sarhoş asmanın üzümü
şarap olmaya ezilir
ince imbikten süzülür
dindirir sevda sızımı

mor bulutlar yüreğimde
dağa duman gibi durur
buz dondurur eteğinde
saçında yıldız yandırır

çalkan mavi deniz çalkan
yürek değil bu bendeki
volkan mavi deniz volkan

ışkın damardır ışıktan
bu gönlümün duyargası
ürperir mavinle senin

rengi sıcak suyu serin
ey sabırlı toprak testi
kara derin gecelerin
iççekişi nasıl esti

kekik koktu buram buram
salındılar sıram sıram
sülün selviler bilgece

ak kavaklar konuştular
yaprak dilleriyle
şıpır şıpır çokseslice

deli gönlüme usluca
uzun havalar çaldılar

ben özümde ney’i duydum
argın akan suyu duydum
ve esridim bir ezeli
yorgun şarabın tadıyla

gök yıldızlı harmanidir
onu kuşanıp giyindim
ve oturdum bağdaş kurup
ulu çınara dayandım
aynakışlı güzel gece

senin ninninle uyandım
yıldız bana yardır diye
senin ninninle uyudum
düşte dostlar vardır diye

ateşböceği bağrında
ağan yıldız gibi yüzdü
ateşten inciler dizdi
senin zenci saçlarına

renginden bir yudum içtim
bir duyum da al şaraptan
içimde üşüdü sümbül
nar çiçeği yandı aşkla

nilüfer erince erdi
yaprağını göle gerdi
ak çiçeği uyur suda

ışık dikenidir ışık
başakların kılçıkları
karanlıkta ince ince

Ozan Telli – Göçmen İşçiler

göçmen işçileriz göçüp gelmişiz
ayrılık şerbetin içip gelmişiz
sıra sıra sınır geçip gelmişiz
dış düşmana terimizi satmaya
iç düşmanın karına kar katmaya
ve bir ucundan tutmaya
bizim olan geleceği

biliriz toprağı sürüyen seli
kopmuşuz ilimizden
kopmuşuz dalımızdan
biliriz yaprağı sürüyen yeli
nasıl eser
nasıl susar
biliriz
yedi iklim dört köşeden geliriz
dört çiçekten mal alırız
sarı
kızıl
kara
ak
okyanusa akarak
usta’nın doğduğu ülke içinde
genişler halkalar halka içinde
suya düşünce taş
davranınca beden
düşününce baş
gör neler olur
duy neler olur
uyy neler olur
uyy neler
yaban ellerinde doğar dölümüz
yaban ellerinde kalır ölümüz
halkların halaya durduğu yerde
kendi türkümüzü söyler dilimiz
kendi türkümüzü çalar elimiz
gitarla
santurla
sazla sevdalı
ekmekle
şarapla
tuzla sevdalı
duyulur sesimiz sesler içinde
başkaldırır güneş sisler içinde
gün çekişiriz yaşamaya canım hey

can çekişiriz yaşamaya canım hey
güvercin çekeriz gözleri güzel
kartal çekeriz kanatları kahraman
çimento çekeriz çelik çekeriz çark çekeriz
çıkrık çekeriz şelek çekeriz aşk çekeriz
yarılmış ellerimizle
gerilmiş kollarımızla
yapısına yarınların
ve yapıların harcına
akar buram buram duru terimiz
terimizin aktığı yer yerimiz
beklesin bayrağımızı burçlar baharda
nasıl da nazlı salınacak seherde
nasıl da özgür
gölgesinde gönenecek gönüller
destanımız okunacak renginde
kırmızı yelken gibi enginde
türküsünü söyleyecek rüzgarların
geceyi öldürecek
güneşi güldürecek
karışacak gök maviye
mavi maviye
mavi maviye
yarışacak gök denizle
mavi maviyle
mavi maviyle

Ozan Telli – Adana’nın Yolları Asfalt

merhaba canım
bu bayram olmazsa kurban’a kalmasın
mutlak gel
özledim seni çok
yedi renkli bir mendil getir gelirken
yurt ve dünya haritası bir de
deniz ve gökyüzü olsun gözlerinde
ve kuş sesi karıştır soluğuna
saçlarına kır kokusu kat

sana bu dizeleri yazarken
yirmi üç elli’yi gösteriyor saat
demleniyor gece
kendini dinliyor koğuş
biri uyukluyor dostun
biri sayıklıyor
biri boncuk işliyor hala
örüyor özlemini
vuslatını nakışlıyor
ve kirli bir aydınlıkla yanıyor lamba
çevresinde sinekler
yapış yapış bir sıcaklık havada
meme uçlarını yakıyor ter

sen her seher
tepelere dağlara çık
bağrını yele ver
ver ki serin sular serpilsin yüreğime
sonra sırtını sıvazla ak güvercinin
gagasından öp
içim bir hoş olsun ürpersin
emzirsin bebesini ana
işçi terini silsin
bizim bahtımıza ağarsın pirinç ve pamuk
çapada ve çırçırda
kendimiz için söyleyelim iş türkülerini

kuleden kuleye düdük sesleri
jandarma nöbet değiştiriyor belli ki
yanımdaki ranzada yatan yoldaş
mutlak mahpustan kaçıyordur düşünde yine
böyle diş gıcırdatıp döndüğüne göre
birden bire
irkiliyor bir başkası
sırtına sigara basılmış işkencede

zaman sessizce yol alıyor gecede
bakıyorum dört köseli gökyüzüne
içimde bir yıldız kervanı yürüyor
ay büyüyor düşündükçe seni
sazımın telleri titreşiyor
buğulanıyor aynam
özlem balkıyor gözlerimde

bir hüseyni şarkı gibi geçiyorsun gönlümden
süzülüp geliyor hayalin
bir kolum Seyhan
bir kolum Ceyhan
Çukurova’yı kucaklar gibi
kucaklıyorum seni ben

şu anda dışarıda
ılgıt bir yel esiyordur Güney’den
sevdalı Savrun suyu savruk akıyordur
yelpaze yapraklı palmiye
insana yukardan bakıyordur
ve Adana’nın yolları asfalttır artık
asfalttır ama
eski faytoncu
Boşnak Cuma
çıngırak
nal
ve taş sesleri duyuyordur düşünde hala
oysa yenilendi türküler
ve sen daha bir güzelleştin
büyüdü özlem
büyüdü aşk
çok şükür ayrılığa

sevgilim
bu bir yüzü şiirli
bir yüzü kirli
dünyada
çektiğimiz çile
gördüğümüz zulüm
ekmek ve gül içindir
ekmek ve gül kadar özledim seni
ne olur bekletme beni
çabuk gel

Ozan Telli – Adsız Anka

gagasında zeytin dalı bir kuştun
uçup bizim çalımıza konmuştun
sorgun sırasında susarak sessiz
büyük kahramanlar gibi konuştun

Ozan Telli – Sevdaların Sevdası

girmeli gülşene güzel ekine
gül sevmeli katlanmalı dikene
pranga ayakta zincir bilekte
selam olsun büyük sevda çekene

Ozan Telli – Ekmek Urganı

bakmışsın çalmışlar gece kapını
kurmuşlar alana idam sehpanı
cellata acırsın kendine değil
bir lokma ekmeğe çeker ipini

Ozan Telli – Esriyen

doydum ekmeğime kandım meyime
daldım deme ırak düştüm kıyıma
senin sularında yüzmekte gönlüm
ayılıp kendime gelmek neyime

Ozan Telli – Can Uğruna

vurgunum yaşama vurgunum aşka
ölümden sonrası olsaydı keşke
sırat köprüsünden düşerek yere
yanmaya razıydım bin yıl ateşte