Yazılar

Sennur Sezer – Sevdalıya Kuyumcu Öğütleri

en güzel uğraş bizimki
ustamız gür sesli yalvaç davut
dağ taş söylermiş onunla
demir erir
zincir zırh olurmuş avucunda.

insan evcil sevdalara kapılmamalı
ben başeğip kadere küseni sevmem
sevdin mi gücün yetmeli sevdaya
umutlu olmalı umut ağır yüktür
sevdası yüreğini yarmalı çarparken
kıskançlık yastığa birlikte baş koymalı.

bizim ustamızın sevdası da ünlü
yalvaç davut’u bütün ozanlar bilir
onun kadar ünlüdür umut taşı opal
panzehir taşı deriz biz.

yılan ağzından çıkmış derler inanma
aslı bildiğin çakmak taşı
umut gibidir ama bin rengi vardır
deniz vurur gibi vurur ışıltısı kiminin
ayışığı gibi türkü söyler kimi
kimin ortasında kan görünür
yemen taşı der gelinler.

bak bu taşı sevmem saat gibidir
sevgilin akşamı renginde bilir
pahalıdır amatist deriz
geceyi birlikte yaşamalı sevgililer
gün batımıyla ayrılmamalı.

biz sevdayı madenlerden tanırız
sevdayla dağları delen de bizden
paslanmaz bir yürekle sev de
demir bir yüzük ver sevdiğine istersen.

Sennur Sezer – Durmadan

Beni sevmekten utanıyor
Elleriyle örtüyor yüzünü
Yol ortalarında istasyonlarda
Her çıtırtı bir adam oluyor

Beni sevmekten utanıyor
Oysa şimdi tüfekler kan-kına
Arpacık gez göz
Madrid’e uzanıyor
Ve pirinç kokan ellerine Han’ın
Pirinç saçlı Li’ye
Hedef Çin

Niçin ekmek yediğimiz eller çeker tetiği
Altın halkalar taktığımız
Tanrının önüne çıkmadan ilk arıttığımız
Çeker tetiği

Beni sevmekten utanıyor
Elleriyle örtüyor yüzünü

Sennur Sezer – Kadının Akşam Duası

Durmadan dağılır oda
Küflü bir ıslaklık dolaplarda
– Aşkı düşün aşkı, dayan –
Işıldayan sabun köpüğü

– Öyle yakınımda ki seçilmiyor
Yaşamanın çizgileri
Saçlarıma değmeden geçiyor
Camlarda kalıyor izi

– Bir çayevinde olmalı şimdi
Şiirler okumalı akşam serinliğinde
Uzaktan uzağa toprak kokusu –
Bulaşık kalsın
Soğudu su, yağlar dondu
Çorba pişmeli

– Yüreğine akşamla çökeni
Sokaklar uzaklaştıramaz
Uyanırsın yanında yabancı biri
Aşkı kimseler kurtaramaz

Öyle yakınımda ki seçilmiyor
Yaşamanın çizgileri

Sennur Sezer – Akşam Türküsü

Kimse öldüremez bu boşunalık duygusunu
Soğan doğra kıyma koy ateşi kıs
Ateşi kıs pirinçler diri kalsın
Salçalı pilavlar votkalar kahkahalar

Ödemez arkadaşsızlığımı
Zor günler yaşadım
Utanmam anmaktan
Çirkindim yoksuldum arkadaşsızdım
Kocaman sözler iri göğüsler hantallıktı simgem
Utanmam
Ama akşamları
Bu boşunalık duygusu kapıyı çalmadan
Usulca ilişiverir yanıma
Çocuğu giydir parklara çık
İşten dönenleri gözle
Köfte güzel olmuş saçın yakışmış
Orhan ağbi ölmüş… Artık yazmıyor musun?
Kirazlar aldandı
Ben aldanmadım
Ayşeyi büyüttüm
Büyüttüm öfkemi… arkadaşsızlığı
Çirkinliği
Hadi saçlarını kes ninniler söyle:
Kızımın da adı Ayşe
Yiğit atılır ateşe
Bu ışık böyle büyüsün
İş düşmez bir gün güneşe
Hadi çamaşırları yıka ölülere ağla
Ninni söyle:
Kızımın da adı Bengi
Dünyaya saldığım türkü
Sular aktıkça durulur
Bozuk yapılar yıkılır
Çürür sarı yaprak gibi

Hadi kendini yen hadi kendini

Sennur Sezer – Sarnıç

Eğilip baksam
Akar suda nilüfer arama kuşkusuyla
Ses verir mi tortu

Günlerle gövdem
Ağır kapakların ardında
Sarnıç sularınca gümbürder
Yankılanır düşler
Bu resimde kimler var
Bu resimde kimler

Birikip süzülmeyen su
Arı yağmur kokusu
Kızgın damdan akan toz
Ilık taş
Paslı zincirler değer eline
(çok eğilme düşersin)
Korkunun uçsuz başdönmesi
Ve kuşkunun sesi
Bu kimin resmi
Kimin resmi

Sennur Sezer – Hekim Öğütleri

Uyanıp gecenin bir yerinde
karanlığı dinlemek?
Sevdadandır
Dalıp gitmek yıldızların kımıltısına
Yüreği bölmesi türkülerin?
Sevdadandır
Geceler uzuyor gitgide…
Kıştır
geceler uzar
Sevdadır kısaltan geceyi

Sevda nasıldır?
Unuttu etim iğde çiçeklerini
Dişlerim kenetli
sevda dendimi
Elinizi toprağa dayayın
duyun tohumun çıtırtısını
Kekik koklayın
Toprağın sevgisiyle bakın
güneşe ve yağmura
Bir bebek kıpırdasın kanınızda
Sevdalanın.

Sennur Sezer – Sevda

biz sevdayı madenlerden tanırız
sevda ile dağları delen de bizden

Sennur Sezer – Yorgun Çingene

Esmer elleri var sevdalımın
Uzun kirpikleri kaygılı ıslak
Saçları yüzüme değer uykumda
Soluğu derimde ürperir korkak

Sennur Sezer – Çine Bir Şarkı

Bir su dökülürdü
Ellerin dökülürdü omuzlarıma
Sarar dürer uzağa alırdık uykuyu
Kuyu diplerinden bir kavga
Su yüzüne nasıl
Nasıl bildirirdi kendini
Kaygu

Bir su dökülürdü
Ellerin dökülürdü omuzlarıma
Sevgimiz ışır ışımaz
Bir martı kopardı geceden
Islak saçlarına, sinsi
Sevda adına ne kurulmuşsa
Eskirdi

Ezgi, ağır ve buğulu
Sarardı başağrılarımla uzak
Masal başkentlerinden

Sennur Sezer – Doktordu Che

Onu çocuklara bakarken gördünüz mü hiç.
Nasıl bir sevinç vardı gözlerinde.
Nasıl bir tutku.
Nasıl bir çareyi bilip de?
Onu çocuklara bakarken gördünüz mü hiç.
Neden kalmadı Küba?da, neden bilir misiniz yerleşmedi.
Çocuklar ölüyordu ilerde.
Çocuklar açtı. Çocuklar?
İşte.
Gözlerinde umut ve öfke, sürdü motosikletini, sürdü yaşamını sarpa.
Yol boyu çocuklar onu bekliyordu.
Çantasında ilaç, çantasında şeker ve devrim ellerinde?
Sonra çocuklar?
Sonra çocuk gülüşleri kanadı göğsünde.
Bir doktordu o…
Çocuklar And dağlarının tepelerinde onu selamlarlar.
O hep ordadır: Çantasında ilaç ve şeker, ellerinde devrim?
Ve göğsünde kanayan çocuk gülüşleriyle.

Sennur Sezer – Başkalarının Eskilerini Giyenin Şarkısı

Satın alınmış düşleri, bıkıp fırlattığınızda
Ardınıza bakmayın
Oradayım.
Ayışığında bir öpüşme düşü,
Eskitilmiş bir kadife bluz, sim işlemeli
Ve yenilenen balayı, dantel askılı
Yaramaz işime… ben üşüyorum.
Sıcacık bir şey gereken
Düşlerime.

Yarım bırakılmış çorba,
Geri çevrilmiş biftek ve “ihanet” yabancı bana
İnce topukları yaz takunyalarınızın.
Bana kalın, yıkanmayan dayanıklı
Akrabalar kadar tanıdık bir şey gerek
Rengi de, rengi de olmalı elbet
Yıpranmışlığımı örten.

Dokunduğumda çocukluğumu düşündüren
Gençliğim gibi sırrı açıklanmaz
Kumaşlar satılmaz çarşılarınızda.
Ağrılarıma göre tasarlanmadı giysilerinizin boyu.
Bir korkuyu tanırsınız yalnız.
yaşlanmak ve bırakılmak.
ben de çeşidi var,
Ama bitişmiyor sizinkilerle,
Sevgiden doğuyor çoğu.

Paramın yettiği bu tezgahta
Satılan eksileriniz
Ellerim değdikçe soluk alıyor
Eskiyen siz misiniz?