Yazılar

Zafer Ekin Karabay – Nisan Tezleri

I

(Kimine aşktır yaşamdır kimine, ama nisan
bir isyandır senin sessizliğinde.)

Adını yasak metinlerde buluyorum
bir devrin silsilesinde adını ve namını

Bazen mistik bir güç gibi misyonerler gizliyor
bazen bir kitap gibi entellektüeller ve işçiler

Adını yasak metinlerde buluyorum
bir başka devrin kafesinde yasak ve yaslı

Gizleniyorum bir düş gibi kaçarak gerçekten
gizlendikçe küçülüyorum ve katılıyorum yasına

Adına düşler kurmalıyım ve ülkeler
şiirler yazmalıyım adına

II

(Ekim uğrun uğrun büyür nisanla ve belki de
her sonbahar bir ilkbaharla.)

Edebiyatın harabe yollarında tanığı oldum
takdis edilen bir hayata biatın

Ama Petersburg Leningrad’ı doğurmadan
Kronstadt’ta burkuldu saltanatım

Şimdi taze yenilgiler bekletiyorum
pirüpak yenilgiler,bayat yengiler peşinde

Bir ozanı yanlış dizelerle sorguluyorum
ve şimdi herkesi kendi çarmıhında geriyorum

Ey ülkeler mimarı.Ülkeler ve imgeler mimarı
Potemkin’de gölgemi görüyorum, gölgeni görüyorum

III

(Çekip gitmeli artık arkada birşey bırakmadan.
Yeni serüvenlere girmeli insan, nisan nisyan ol-
madan)

Gitmenin bütün adresleri değişiyor
intihar ediyor paranoid tanrıları evrenin

Ve değişiyor kalmanın bütün tarifleri
kuramları takvimleri değişiyor eylemin

Ve ben saklıyorum bir giz gibi bu serüveni
duldalarında tarumar düşlerim

Saklıyorum bir aşk gibi pusarık geleceğine
henüz yoğrulmamış bu toy derdimin

Çünkü benim düşlerim, benim yüzyıllık düşlerim
yüzyılın başında eylemindi senin.

Zafer Ekin Karabay – Kuytuda Unutulan

(Kendi başına yetim, yetim başına kederli bir ülkedeyim.
Belki çıkmaz bir sokaktır yüreğim.)

Güneşi çalarken suçüstü yakalarım akşamı
Gündüz deniz misali yaslanır da gecenin giz-
li yüzüne, gecenin gizli yüzünde sisli bir saba-
ha ağlarım. Kuytuda unutulan bu şiir ağlar

Şimdi bahara randevu veren bir rüyada ve bü-
tün yağmurların Ankaralarında ıslanırım.Oysa
bahar hakedilmemiş tek mevsimdir ve asıl ısla-
nan yağmur,ıslatan benim suretimdir

Ve seni düşünürüm.Sen ki bir güneş gibi kaçar-
sın, aşkın takviminde adın yazılı, ikliminde tu-
fansın.

/Gitme sensiz kalıyorum
sessizce bir hiç kalıyorum/

Artık ne biriktirdiğim özlemler kalır çekme-
cemde, ne de özlenecek bir çekmece kalır
geride

Geride depremlere terkedilmiş bir şehir ve
kuyutuda unutulan bu şiir kalır. Geride ben
kalırım. Bu aşk nerede çağlarsa orada ıslanı-
rım.

Dağları çoğalmış ovalar düşünürüm, ovaları
süsleyen başaklar ve nehir yatakları gibi bah-
tiyar aşklar. Bir de seni düşünürüm.

/Gitme yalnız kalıyorum
yalnızca bir ben kalıyorum/

Dağlarda ateş yanıyor
dağlarda haziran,
dağlarda aşk,
dağlarda gözlerim yanıyor
Kentlerde dağ kadar bedenim, dağlarda kent
kadar kanıyor.Kanıyor da içimdeki gerilla ka-
dar özgür bir aşk aranıyor.

(Artık sabıkalıdır yüreğim seslenir;senin gökyüzün yağar
benim yeryüzüm gizlenir.)

Zafer Ekin Karabay – Kum Saati

Rüzgârla bozduğun sessizliğini dinledim;
seni bırakan yaprağın sesini, kuma dokununca
ve çölde çizilmiş bir ağaç gibi resmini.
oysa süngerde kalmış damlasıydım sana
ulaşamayan suyun, yanında üşürken uyu-
yordum gözlerimde seni ve öylesine sustun
kuytusunda uykumun.
kumunu içine saklayan bir saatti çöl-
de bulduğun; ters çevrilmedikçe çalışmayan.
belki giden zamanı geri getirmekti
istediğin, saatini bana bırakıp gitmekti. sanki
bilmiyordun çölün kuma göre değil sana
göre yalnızlık olduğunu, yine de yanıbaşıma
kurdun bu saatli kumu.
bu yüzden uyanamıyorum, üstelik bilmiyorum:
hangi gerçek için bölmeliyim uykumu?

Zafer Ekin Karabay – Kapı

Rezenin sessizliği bozması anımsattı
telvenin fincana çizdiği aşkı

Kim gitse kapı aynı sesi çıkarmazdı
dedi, kalbimdeki bekar evi temizliği

Hem çıkarsa da kim duyacaktı
bir gıcırtının bekle beni demesini

Zafer Ekin Karabay – Kağıttan Gemi

Üstüne yaşamın serdiği perdeyle
Geliyor ipi kadın, inceldiği yere
Acısını asıyor ve bakıyor üstünden
Perdenin: evreni beyazlarcasına
Kirleniyor çamaşırı işçinin
Sonra yıkıyor onları karısı ve asıyor
Kendisini de asarak aynı çamaşır
İpine. İçi kirli su dolu çamaşır
Leğeni kalıyor geride. Bir de umudunu
Kağıttan bir gemiye yükleyen
Ve suda yüzdüren çocuk

Zafer Ekin Karabay – Gündelikçi

Güneş biraz önce anımsadı, uysal bakışlarını
Odanın burukluğuna sığınan kedinin ve ağlayan
Bir kadının ince bir ezgiyle dinen sesini,
Perdenin kımıldarken söylediği ve eline
Dudağında gülümseyen sözcüklerin sayıklarken
Değmesini, sonra aydınlattı gecenin telaşında. Ki kadın
Acının sözcüğüydü yeryüzünde,
Düşyüzüne serptiği bir avuç suyla uyandığında.
Bacaklarında bir intihar cesaretiyle oturduğu
Pervaza gün ansızın taşıdı onu, sayıklayarak
Ve sarkarak sildiği cama. İçine usulca yerleşen
Ve üzerine oynanan oyunları görmeyen bir körebe
Uğrun uğrun öldürdü onu, temizlerken
Kirlendiğini düşünerek bu varsıl evleri.
Bu yüzden cama yansıyan siluetini göremedi
Ve dinleyemedi her cam sildiğinde kendisine
Fısıldayan sözlerini…

Zafer Ekin Karabay – Düşler Ülkesi

I

Sen uzakta bir ülkesin

Köylerin bırakıp gider dağlarını
bir çocuğun uykuları gibi bölük bölük
bir gebenin sancıları gibi ansızın

Sen uzakta bir ülkesin

Ya sen benim sürgün kalbim.
nerdesin!..
nerdesin!..

II

Düşün eylemle
Fırat’ın Dicle’yle seviştiği an
yaramaz bir çocukluktur coğrafyam
dilim kilitli
kalbim uzak bir sığınaktır şimdi

Verilmezken’bir karışı bile’ kutsi kumların
erdem ve tarihsel görkem adına
bütün özlemleri alınır
düş ülkesinde çocukların

Oysa masalları sürgündür
korkuları kördüğüm
ve ben küskünüm
güneyde dilsizdir küskünlüğüm.

III

Buradan hergün
keder yüklü bir tren uğurlarım
Hazro yüklü
Silvan, Ergani, Lice yüklü
Ve buradan hergün
telaş yüklü bir kuş havalanır
kimliğine ve kimsesizliğine

Sen benim dilimle konuşursun
ben gözlerinle ağlarım senin
dilim kilitli
kalbim uzak bir sığınaktır şimdi.

IV

Küskünüm.
Doğuda dilsizdir küskünlüğüm

Acısı anlatılmayan binlerce kadın
yürür orada
sıyrılıp yılların yasından
ve gerçeklik coğrafyasından
düşler ülkesine

Yürür orada
adım
adım
acısı anlatılmayan binlerce kadın.

V

İmgelem atlasının sınırları yok
sınırlardan sonra yok acısı kaderin
anısı yok
geçmişi yok kederin, geleceği yok

Yürü orada
düşler ülkesindesin yürüdükçe
yürüdükçe düşlerin gerçekleştiği yerdesin

Dilim kilitli
kalbim uzak bir sığınaktır şimdi

Zafer Ekin Karabay – Ararken

Ezginin kederini dinledim
Daktilonun sesini
Anımsadım düş kırgını seni
Anı yitti
Gece
bıraktı çalar saate sessizliğini
Masaya
kitaplara
Biraz önce giden sesinin yokluğuna
Bir hüzün ele verdi seni
Gözlerinde görünüp yitiveren
Ve özlemini bırakıp gitti
Yastığındaki yüzün
Serinliğinden başka bir şey
giymedim oysa yağmurun
Durdum sokakta
Sakınımlı ve ıslak
Saçların dokundu çıplak omuzlarıma
Anımsadım büyücünün kristal küreye baktığı gibi
Bilyeme bakarken çocukluğumu
Ve beni sakladı gece
Saydam karanlığında duldasının
Üşüdüm seninle ansızın
Penceredeki pusun
Parmak uçlarımı ayırdığı yerde
Kimsem yoktu
Çizgilerinden başka
Bileğimdeki vazgeçilmiş intiharın
Sokaktaki ıslak tenimi duyumsadım
Ve ararken yakalandım
Kayıp otobüsünde
Kendi resmimi

Zafer Ekin Karabay – Çiçek

toprağa değen su dokununca anlatır
elinde kalan mektubu, durula

gözlerini sakındığın yarına
çiçek sandığın kadar açacaktır

sorma mektubun huyu böyle, yoksa
kim benzetir harfleri, toprağa deyen suya

ben benzetiyorum işte, bir de elini
dokununca mektubun ruhuma